1 Mayıs 2015 Cuma

dünya kadınlar günü kutlu olsun

kadının adı yok , erkeğin tadı

Yeni yıl kutlamalarını ve hediye furyasını henüz geride bırakmışken,vitrinler yeniden değişir süslenir ışıl ışıl alışveriş merkezlerinde.yeni yılda heryer beyaza ve altın sarısı gümüş grisi renklere bürünür ...svngililer gününde heryer kıpkırmızı alev alev renklenir ,dünya kadınlar gününde biraz kara bi tablo çizilir ,anneler gününde vitrinler pembeye bulanırken, babalar gününde MOR olsun bari:)) hesabı ödeyen babalar için tabi.....
şunun 15 yıl öncesinde kutlamadığımız bi gün sevgililer günügelip çatmıştır...Sevgililer günü eşine, kız arkadaşına ne hediye alayım telaşı başalar önce..reklamlar hep tek taş pırlanta ile sevgilinizin kalbine girin mesajlarını kadınların da erkeklerin de bilinç altına zorla sokarken , neyse kibar beyler tarafından kesesine uygun bi hediye alınır ve bu telaş biter...hediye alan bayanlar mutludur ...almayanların ya hediye getirecek arkadaşı yoktur yada avunma cümleleri şunlar olabilir:eşim bana herzaman hediye alıyo bi güne özel alsa ne olur almasa ne olur....aman bizim adam unutkandır aklına bile gelmez bugün ün sevgililer günü olduğu...daha kötüsü aralarında sevgi saygı kalmadı ise: amaaaan onun hediyesi de batsın kendi de...maalesef bunu diyenler ve dedirtenler de var... tabi az da olsa hala sevgisini her fırsatta partnerine ifade etmek için çırpınan nesli tükenmek üzere olan erkekler de var ki çiçekçiler,kuyumcular ve kadınlar mutlu oluyo bu günde...:) bi gurup beyefendi de şöyle düşünür : ya ben neden bu günde hediye almaya zorlanıyorum ki ,ben istediğim zaman alırım sevdiğime hediye, ama bugün almayacağım ...bizi tüketim toplumu yapmak için, tuzak bunlar tuzak..ya da akşam eşinden şu vıdı vıdı yı her yıl dinlemek ten bıkmıştır artık: karşı komşumun eşi karısına şunu almıııııış buınu almıııııış ya sennn...o da haklı vallahi... neyse, geçti geçti, derken bir ay geçmeden dünya kadınlar günü gelmesin mi?..haydaaa....heryerde yine kadınlar ,kadın hakları ödenmez .hadi tören yapılsın,, hadıi yürüyüş tv programları,hediye kampanyaları..kredi kartları mesajları firmaların alın alın daha çok alın süreklı para harcayın mesajları...yine mi hediyeee....daha sevgililer günü nün hediyesinin kredi kartı borcu bitmeden ...bikaç ay sonra da sırada ANNELER GÜNÜ ....Kadınlar yaşasın... derken beylerden yine şu sesleri duyar gibi oluyoruz...yine mi hediye hanımlara...daha yeni aldım şimdi hem eşime, hem canım anneme ,ham de cadım kayınvalıdeme hediye almam lazım ...ne alsam ne alsam...off offf. buldum!!! unutmak daha iyi sanırım bu günleri...bi kez unuturum tartışılır geçer ...ondan sonraki seneler alışırlar ,kadınlar ı kendi aralarında şöyle konuşurken tahmin edebilirsiniz:eşin ne almış sana dünya kadınlar gününde veya anneler gününde? aman bizimki kim hediye kim?aklının ucundan bile geçmez ..unutmuştur o kesinn..kadın kendi çalışıyorsa ve de parası varsa şöyle der:gittim kendim aldım onun annesine de kendi anneme de hediyeyi...birde kendimi ödüllendirdim ...der amamn o almazsa almasın bizi unutuyo zaten kendi annesine de hediye almaz...çok unutkan çoook...daha da kızgınsa bayan :eee babalar günü de yaklaşıyo ben de onu unutucam... bu diyalogları her sene dinleriz ...sürer gider...beyler beyler unutma taktikleri hediye furyasını önlemiyo kadınlar kendi kendilerini yine hediyealarak ödüllendiriyor...beylerin haklı olduğu taraf şu ,hediye, ödül çok özel bişi bence de ...çocuğunuz sınavından en yüksek notu almıştır ödülendirelim evet .eşiniz nurtopu gibi bi çocuk dünyaya getrmiştir hediye alalım en kahraman anneye..bayramda annemizin babamızın ellerini öperken bizi bu günlere getiren annemize babamıza hediye alalım onların hakkını ödemek için değil elbet ,zaten ödenmez de ...sadece şükran duygularımızın küçük ifadeleri hediyeler...yani hediyeyi haketmek lazım önce...başkalarına da örnek olabilecek bişeyleri özellikle hediye ile vurgulamak çok gerekli... hediye o kişiye özel olmalı reklamlarda bize zorla satılmamalı...beklentiye sokulunca pırlanta diye artık ne alsa mutlu olmaz ki hanımefendiii... dünya kadınlar günü dedik buraya geldik ...hanımlar beyler...gelin şöyle yapalım...kimse bize zorla bişeyleri gözümüze gerçekten ticari kazançlar elde etmek için sokmadan,biz kendi özel günlerimizi oluşturalım ...senede bir güne değil daha çok güne küçük hediyelerimizle ve kalpten sıcacık gülüşlerimizle kadınlarımızı analarımızı hatırlayalım ...tek taraflı olmaz hanımlar gelın sizde beyleri sık sık hatırlayın sevgi bankasına, hediyeleşerek gelecek sıkıntılı günlerde harcamak üzere sevgi yatıralım...eskiden nişanlı hnımlar kazak örerdi atkı örüp kendi elleriyle sevdiklerinin boynuna takardı...onu taktıkça sevdiğinin atkıyı örerken ki elinin sıcaklığını hissederdi ...hanımlar gelin dünya kadınlargününde hayatımızı kolaylaştıran sevgimizi paylaşabildiğiniz boynuna bi atkı örüp takacak eşiniz sevgiliniz veya hala hayatta babanız varsa yapılmayanı yapalım biz onlara kendi elerimizle yaptığımız atkıyı,çok masraf çıkarmadan hazırlayacağımız güzel lezzetlı yemeklerle dolu akşam ymeğini veya sadece gidip babamıza sıkıca sarılıp ellerini öperek onlara sevgimizi ifade edelim...bu kez de yapılmayanı yapalım..., hediye demek para harcamak olmasın.ekeklere OF YA HEP KADINLAR İÇİN Mİ ÇALIŞACAĞIZ...dedirtmelyelim bu dünya kadınlar gününde ...sevgisinden eminsek erkeğiizin her zaman bize sevgisini pahalı hediyelerle kanıtlamsına zorlamayalım...beyler tabi bu çok hoşunuza gitti biliyorum...sizden de şunu istiyoruz hediyeyi unutan unutuyo zaten unutmayıp hediye alanlkar da alütfen hediyeyi bayanların gözüne sokmayın, gönlüne sunmak daha güzel değil mi...bu dünya kadınlar günü sevgilier günü anneler günü doğum günü evlilik yıldönümü yılbaşı bayramlar derkeeeen hep erkekler hediye stresi yaşadığına göre sanırım HAER ZAMAN KADININ ADI YOK diye manşetler atılan bu özel günlerde ticari günlere alet edildiğini hisseden erkekler için de bu kez ERKEĞİN TADI YOK demek geldi içimden.... beyler kadın da sizden aslında çok şey istemez:kadın ne ister:eve ekmek getirecek düzenli helal kazançlı bi işte çalışsın eşi,evde çocuklarla birlikte mutlu neşeli nitelikli beraberlik,zorlama dayatma olmadan ,hayatın yükünü herkesin kendi kapasıtesine göre paylaşmak..en çok da evin eşiğinden her sabah çıkarken içten bi gülümseme, akşam yorgun eve gelirken de gülerek işin bütün stres lerini kapının dışında bırakan bir beyefendi. hakaretin ,kavganın, sopanın olmadığı huzurlu bi ev ...evlenirken ortak kurulan düşler doğru,el ele gönül gönüle ,senin benim demeden, mutlu bi yoculuk ... basit ,sade ,hayatı kolaylaştıran,koşulsuz bi yaşamda ,mutluluğun anlarda saklı olduğunu bilen ,bakış açılarımızı pozitif yaklaşımlara çevirerek,yaşamın içinde seven ler için saklanmış ,hem de bedava olan hediyeleri ,sevdiklerinizle keşfetmeniz dileği ile ...
Herkes gülümsesin birbirine ...en güzel hediyeyi versin böylece...herkesin kendi dünyasını aydınlatan,gülümseten,geleceğe çok güzel nesiller yetiştiren analarımızın, bacılarımızın, dünya kadınlar günü kutlu olsun ...

okuma bayramı üzerine bir öykü

''bıra ... un '' doğru mu annee ....
''Evet oğlum doğru okudun.. Braun. Aferin benim kuzuma ''
''mak ... ro ... mar ...ket
bur .. ger ...kiiing... ''
''marrrrks.. si ...pen.... cerrrr ...''
"marks sipenser okunuyo oğlum .... "
"ama c ile yazılmış, neden sen s okuyosun"
...
"offf !Ahmet, çok soru soruyu şu oğlun yoruldum...
biraz da sen ilgilensene "

"iyiki bi okumaya başaladı
her gördüğünü okuyo
maşallah çok iyi oğlumuz
di mi Ahmeeeet "

"Evet hanım maşallahı var
ama çocuk bir de okuyacak TÜRKÇE kelime bulabilse tabelalarda... "

ar...çee... llliii

"Baba ya!..Arabayı çok hızlı sürüyosun , son heceyi tamamlayamadım, geri gel , geri gel ,bana ne bana ne ,geri gell ..

"Oğlum, Muratcım ,
nasıl geri geleyim ,trafik nasıl kalabalık ,yavrum görmüyor musun ?"

''başka tabela mı yok ?''
''onları okusana ''
''bak okuluna okuma bayramına yetişeceğiz ..''
"yaaa! bana ne ,bana ne....anne babam geri gelsiiin de o tabelayı okumak istiyorum...
o kelimenin sonunu çok merak ettim... "

..........
inanamıyorum Aysel, bu kalabalıkta beni geri döndürdünüz ya !!pess dogrusu !!...ana oğul birlik oldunuz, kutlarım sizi....
Murat gözlerinde yaşlar olduğu halde, çok mutlu gülerek okuyordu :
''AAAR...ÇEEEE LİİİİİK ...''
OKUDUM ANNE OKUDUM TAMAMLADIM.... "
.....güüümmmm!!!!
hah işte olacağı buydu....
.............................................,

30 yıl sonra

arabamızın ve babamın ilk kazasının sesiydi bu ''güümmmm... ''sesi....
babam da benim okuduğum tabelaya bakarkan öndeki araca vurmuştu ...o anki cümlesi o anda kulaklarımda
''Aaaa ...okuyacak bi
türkçe kelime bulmuş bizim çocuk ya.. bu na çok sevindim ....geri dönmeme değdi
valla..''

hayatımın en heyecanlı günüydü
okuma bayramı na giderken kaza yapmıştık ...yine de babam gülümsüyordu...okuyacak TÜRKÇE bir kelime bulduğum için....
şimdi neden türk dil kurumunda çalışıyorum çok iyi anlıyordum....

su ve aşk

Ele alınan her şeyi tutar parmaklarımız…birtek suyu tutamaz bu mucize organlar…suelimize değer serin serin kayar gider parmakalrımızın arasını okşayarak…suyla yüzümüzü yıkarız canlanır cildimiz pembeleşir kan gelir.yanaklar pembeleşir.güzelleşir…gözlerimiz suyla buluşunca ışıl ışıl olur…daha parlak bakarız .Daha renkli görürüz evreni sanki.tenimizin ataşini su söndürür hastayken. öyle susamışsındır ki suya ..Yana yana su ararsın….suyun kaynağına ulaştığında ,sankihepsini içecekmişsin gibi gelir bir şişe bi bidon bii çeşme bi ırmak ve ya bi göldeki tüm suyu ….hepsi benim olmalı dersin …ateşim anca söner..bu hasret böyle biter… .Hele bir de Su dudaklarla temas ettiğinde…anlatılamaz ..sadece hissedilir bi buluşma …özlenen sevgiliyli ilk öpüşme gibidir …hep içmek istersin… içinde yanmakta olan bir volkan, suyun serin sevgisiyle, yavaş yavaş sönmeye başlar.rahatlarsın .derin nefes alırsın… pencereyi açıp avazın çıktığı kadar bağırırsın :işte yaşamak bu ….su hayattır …su sensiz yapamam.suuu seni çok seviyorum demek gelir içimden….

Bir Oksijen ve iki hdrojen hidrojen var suyun içinde.biri yanıcı diğeri yakıcı gaz …onlarda tek başınayken ele avuca sığmaz… bir araya geldiklerinde,bir patlamayla su oluşur…yan yana duramayan iki şey su olup birlikte yaşarlar.beraber bulutlardan yeryüzüne yağmur damlaları olarak akarlar…kiminin kararan kalbini yıkar bu kimyasal birleşme sonucu oluşan su, kimini gözyaşının tuzunu azaltır iyüzünü yıkar, kiminin elinde dua olur günahlardan arıtır,beklide bir yapragın üzerinde bir damla bir tırtılın suyu olur içer onu ..ve kelebek olur kanatlanır özgürlüğü aşka..…ve sular birleşmek ister ayrı gezmez …birleştikçe artar,coşar kıvrım kıvrım akar…sen bilmezsin nereye gittiğini …neden bu kadar ırmak olup coştuğunu…su bilir….su bilir, akacağı yolu bulur. ve ulaşacağı yeri düşler… …duramaz artık istese de …öyle özlemiştir ki sevgilisinin bağrında dinlenmeyi……ona koşar. Ona coşar…dağlardan ormanlardan karlı tepelerden selam getirmiştir. kimdir bu durgun sakin kollarını açmış sevgili …kimdir….bir su damlasının sevgilisi denizi dir…bir damla, denize aşıktır .bunca yolu ona bir kez sarılmak için katetmistir şevkle..umutla ve emekle…ve durmaksızın sürekli …sürekli ….sürekli…
Hasret dolu iki sevgilinin vuslatı…muhteşemdir izleyenlerin gözünden yaş olur akar…suyun serüveni bitmez bakarsın ırmaktan denize, bakarsın gönülden gözlere….akar akar akar…tersine olmaz bu yolculuk…çünkü su zaman la birlikte akar…ne zaman ki, zamanı geri alabilirsek , tersine deniz belki ırmağına koşar ….ne zaman ki, zamanı durdurabilirsek, su artık elimizden kaymaz ,ele avuca sığar…

su toprağa düştüğünde …..daha önce ekilen meyve çekirdekleri,çiçek tohumları için bayram günüdür…toprakla suyun birleşmeleri iki aşığın birinin trende birinin istayonda buluşmaları gibidir…trenin istasyona ulaşma zamanı bellidir…bekleyen sevgili bundan emin , bilir,,,sevgilisini düşler.evlenırler düşünde,iki katlı bahçeli evlerınde ,sobada meşe odunu yanar ısıtır evlerini…çocuklarının cıvıltıları……..çüçük bi tohumda ,istasyonda bekelyen sevgili gibi suya kavuşacağı anı sabırla bekler ,içinde saklanan,zamanını bekleyen ilahi şifre, sadece suyla buluşunca çözülür ve tüm dosyalar, yaprak yaprak çiçek çiçek,renk renk,çeşit çeşit kokulu açılır…muhteşem bi tablo ortaya çıkar…hepsi iyi hoş da,benim aklımın almadığı,bir damlacık su, mis gibi sümbül kokusu nu,gül kokusunu çam kokusunu .binbir çiçek kokusunu …. Yaradan bu kokuyu nereye saklar onu zaten aklım hiç almazken, bir damla su,yaradanın sakladığı yerden nasıl bulur da ortaya çıkarır.
Su temizdir kutsaldır …maalesef yere düsünce çamur da olur…üzerine sıçrarsa leke de yapar…bunu su istemez …çok ilginçdir ki,hiç kimsede çamur lekesini istemez…yine ilginçdir ki, bu kötü lekeyi de yine ,tertemiz başka bi su çıkarır…
İnsan da aşk ta bazen şaşar yolunu kaybeder…
Aşkını kaybeder…. İşte o zaman da yeni bir aşk ateşi, can suyunu arar durur
Suyun aşkı kadar coşkulu, temiz ,sürprizler ortaya çıkaran aşklar yaşamanız dileği ile …aşk eşittir su…

ben miyiz? biz miyiz?

Yerel Seçimlere çok az zaman kala her yerde Polatlı belediye seçımleri konuşuluyor…caddeler renklendi sokaklar şarkılarla türkülerle şenlendi…tüm adaylar seçilme haklarını kullanırken kapı kapı gezerek güler yüz ,saygı sevgilerini paylaşırken ,seçme hakkını kullanacak olanlar ne düşünüyor acaba?

Seçimlere, her ülkede coşkuyla hazırlanılırken,seçmenler ne yapıyo ?
Benim ilgimi çeken,seçme hakkını insanlar nasıl kullanacak….,ben diyebilecek mi…

Kulislerde, lokantalarda ,kahvehanelerde,köylerde,camilerde veeeeeeeee Gülcan Abla ile Talat ağabey in işlettiği , küçük , samimi, insana annesinin yemekelerini hatırlatan muhteşem lezze lerin bir araya geldiği gülcan abla restorant tayerel seçimin kalbi atıyor.

Bi bakıyorsunuz bütün partilerin mensuplarını orada aynı anda birleşiyor… birleştiren sadece lezzet mi…evet aynı zamanda.bence herkesin fikrine saygı duyulduğu herkesin birbirirni dinlediği demokratik bir platform oluveriyor orası…Polatlı basını tv si orada başkan adayları ve ekibi orada, halk orada …bi an çok sıcak tartışmayı dinlerken TV deki ali kırcanın programında gibi hissedebiliyorsunuz keninizi…tabi bur d aorkestra şefi agülcan abla…

Tanımayan birisi bazen orada karşılıklı konuşanları kavga ediyor sanabilir …hayır o sırad herkezs fikrini savunuyor dur olsa olsa…kahkahalarla karışarak tartışmalar…bazen de fısılıtılı konuşmalar da olmuyor değil hani…
biz aşiretiz hepimiz tek partiye oy veririrz diyen çatlak sese ben dahil herkes hayretle bakarken, şunu düşündüm : seçme hakkımızı kullanırken BENim oyum mu diyeceğiz BİZim oyumuz mu? Siz bilir siniz AĞAM mı denecek hala bu yüz yılda…

Okadar bireysellıkten uzak bi toplum olmuşuz ki ben i unutmuşuz adeta…
Ben deme konusunda beklide en uç noktada yaşayan amerikan toplumunu mu gözlesek…obamayı başkan yaptı orada ben diyenler…

Amerikan rapsodisi diye bi kitap okumuştum, orada yazarın Amerikalıların yaşamındaki öncelikleri anlatırken BEN kavramına nasıl sahıp çıktıklarını her bi oyun çok önemlı olduğunu ve mutlaka gidip oy kullandıklarını okumuştum.
Bencillik derecesinde ben diyen bi toplum olalım demiyorum ama seçimlerde hiç olmazsa sürü psikoljisinden kurtulup elimizi vicdanımıza koyup içimizden kime oy vermek geliyorsa ona EVET demeliyiz ..ve bunu sadece kendimiz için, yaşadığımız yere en çok hizmet edebileceklere güvenimizin simgesi olarak yapmalıyız diyorum.
Üzerimiz de ne tür baskı olursa olsun seçimler seçmenin ne kadar önemlı olduğunu vurgular.
Her bir oy çok önemli.biz diyebilmemiz için, önce ben demeliyiz . …
Genel seçimlerden çok farklı yerel seçimler, yaşadığımız ortak alana hepimiz sahip çıkmalıyız …cok iyi gözlem yapmalıyız adaylar ve ekibi neler yaptı Polatlı için şimdiye kadar…AYNASI İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ… dusturu ile sandıkta oy kullanmalıyız
Daha önce hiç seçılmemiş olanları nasıl değerlendireceğiz diye soranlara da cevap:….çok basit …onlarında yıllar içinde kendi işleri içindeki halka hizmet başarılarına baka
cagız elbet…
Ne iş yaptıkları bence çok önemli değil çorbacı ol en iyi çorbayı yap kapında kuyruk olsunlar…felsefe bu olmalı…
İşte buna
bakacağız belki hizmetlerinde kapılarında kuyruk olmuş mu insanlar…ya da gönüllerinde taht kurmuş mu bu yeni adaylar…
oy vermeden önce gelin hepimiz Polatlı da BİZ olup güçlü olablmemiz ve düşlediğimiz poaltlıya kavuşmak için önce BEN olduğumuzu hatırlayalım. Maça gider gibi gitmeyelım sandık başına,yeniden doğ
ar gibi tek olarak gidelim …düşlerimizi gerçekleştireceğine inandığımız kahramana ve ekibine EVET diyelim.seçimler hayatımızın seçimi olacaktır o kadar önemlidir ve 1 oy her şeyi değiştirebilir …yani güç kimde?ben im oyum çok değerli çünkü ben değerliyim diyebilende güç, bence…

sandıkta şunu hatırlayalım oy verirken…
başımıza gelen iylerde kötüler de hep bizim seçimlerimizdendir…sonra kimseye şikayet etmeyelim….ve hepimizin en önemli hakkı olan seçme hakkımızı mutlaka kullanalım…kendimize saygımızdan yapalım bunu öncelıkle…

hepimize seçimlerimiz hayırlı olsun

bozuk paranız var mi?

Kısık ürkek bi ses geldi, arkamdan eteğimi çekiştiren cılız parmaklara döndüm :"Bozuk Paranız Var mı Abla? "

Ne diyeceğimi şaşırmışken,beni okula davet eden arkadaşım : " sen sakın para verme ..bu çocuk her yeni gelenden iser…"dedi …rahatlamıştım…para vermeyi de düşündün aslında ,garip bi durumdu…daha önce de bi sürü okula gitmiştim seminer vermeye …ilk kez böyle bişeyle karşılaşmıştım…Etrafımda kimse yoktu ,aynı çocuk yine geldi yanıma :
"Bozuk paranız var mı ? " diye cılız bi sesle gözleri kısık ve çok saf, temiz ,masum bi yüz ifadesiyle yine aynı soruyu sordu…Allahım ne şeker çocuk dedim ..Eğildim gözlerinin içine baktım, "- Senin adın ne canım ? "
"Hasan " dedi..
Gözümün önüne birden, trafikte beklerken, arabanın camını silmek için kendini arabanın önüne atan çocuklar geldi…peçete satmak için zorlanan ,sokağa teslim edilen sokak çocukları…
Hasan' a da bu cümle öğretilmiş, sokağa atılmış ,sonra sihirli bi el onu oradan çekip almış ve bu güzel okula uçurmuş gibi geldi bana…
Hasan artık sokaktan kurtulmuştu ,ve bilinçaltındaki ses ,para iste diyen ses de onunla gelmişti besbelli …
"Kaç yaşındasın Hasan? "
"Yedi" dedi …
İşin ilginç tarafı, para istemiyordu Hasan benden ...BOZUK para istiyordu…Yedi yaşındaki çocuk incecik sesiyle neden bozuk para ister ki dedim...Beş yaşındaymışım, Annem hala gülerek anlatır…Mahalleden " iğde,şeker, leblebi ,keçibonuzu "diye bağırarak geçen sokak satıcıları, eski giyilmiş eşyaları alıp, onların yerine; iğde ,leblebiB keçiboynuzu satarmış.Ben de annemim yeni aldığı ,hiç giymediğim ayakkabılarımı eskiciye vermişim...Tabi, annemin evde olmadığı bi gün …Yerine de iğde almışım…"Bu kız iğde için her şeyi yapar "der annem ,hala bana sitemli…

Beş altı yaşındaki çocuk ne ister ki ; ya şeker, ya balon, ya da iğde …Hasan'ın kibar ince sesinde ki
" bozuk paranız var mı?" sorusu, beni de Hasan'ın yaşına çekti…İlk ticaretim anneme göre fiyasko ,ama ben mutluyum...

İğdelerime kavuşmuşum ya!…Bozuk parası olsa Hasan ne alacak diye düşündüm…
bozuk bir liraya ne alınır ?Her şey…Her şey…Yedi yaşındaki Hasan, bozuk parayla mutluluğunu satın alabilir…O bunu biliyo r…Mutluluğun basit şeylerde olduğunu biliyor…Basit, sade ,ulaşılabilir,koşulsuz…Bir tane şekerin tadında O'nun mutluluğu...Bozuk paranın alabildiği her şeyde onun gülücüğü…Dünyanın bütün kağıt paraların alamayacağı kadar tatlı,neşeli ,coşkulu onun mutluluğu…O bunu tatmış ...Garanti mutluluk…

"Bozuk paran var mı abla ? "
"Yok be Hasan'ım,yok be oğlum...Hiç bozuk param yok Hepsini bütünletmiş hayat..mutluluğu satın alacak hiç bozuk paramız kalmamış kağıt paranın peşinde koşmaktan… "

Okuldan ayrılırken, aklımda hep bu cümle tekrarlanıyordu..
"Kiminin bozuk parası
var, mutsuz, kiminin bozuk parası yok, ama mutluluğu yakalamış bir tek şekerin tadında…ağzıma attığım bi şeker yavaş yavaş ağzımda erirken gözyaşlarımı tutamasam da şeker bitene kadar çok mutluydum..şeker hiç bitmese" diyordum ,kibritçi kızın kibritlerindeki mutluluk gibi…

Polatlı mızdaki yatılı HİKMET ULUĞBAY ilköğretim okulunda ağız ve diş sağlığı ile ilgili bilgi vermeye giden ben ,hayat dersi almıştım …artık cebimde hep bir lira bozuk para taşımaya karar verdim…Mutluluğun bozuk paranın alabileceği ve paylaşıldığında olabileceğini öğreten bilge çocuk Hasanı hatırlamak için…orda bir köy var uzakta …mutluluğu yakalamak isteyenlere…

Seni beyaza boyayım mı?


evrende hızla heryer siyaha boyanırken,bu sabah beni öpücüğü ile üzerime saldırarak uyandıran bi güzel çocuk bana dediki :elindeki beyaz kalemi göstererek - seni beyaza boyayım mı?
acaba neden beni beyaza boyamak istedi?yaşadıklarımı 6 yaşında da olsa sıkıntılarımı hissediyor ,ruhumumun o andaki karanlıklarını farkedip beyaza mı boyamak istedi,yoksa yüzüm gülüyor ama kalbim mi karanlıktı ...onu mu beyaza boyamak istedi...aslında ben herşeyi beyaz gördüğümü sanıyordum,bazende başkalarının siyahlarını veya kara gördüklerini beyaza yaklaştıracak tavsiyelerde bulunuyordum...öyle pozitif biri olduğuma inanırken bu bilge çocuk bende beyaz olmayan yorgun karanlıklar mı hissetti... o anlık bi hiti belki ...değerli bi his benim için onun için kafa yordum bu kadar sanırım...ve eminim ki çocuklar hisseder ve asla yalan söylemezler...



bu gün çok güzel bi gün... ne güzel,farkında olmadan o anlık da olsa, benim düştüğüm duygusal karanlıktan,kirli dünya karalıklarına çözüm üretemesemde ,beni uzaklaştııp,düşüncelerimi kurtaracak, silip herşeyi kar gibi örterek beni beyaza kavuşturacak bi kahramanım var artık...evren okadar karanlık ve kirli gelmiyor artık...bazı kötüleri ve karanlıkları istesekde gdeğiştiremiyoruz...ama,sanırım kahramanım olan boyacı çocuk gözümü beyaza boyadı...herşeyi temiz görüyorum artık. bu temizliği kalbi beyaz olan tertemiz çocuklar yapabilir...boyayalım ablaaaa, ama beyaza....yaşasın bebeleeeeeeer.

Kral midasın mezarı

kral midasın mezarı ,tümülüsü veee polatlı mezarlıgında bir pazar

Yüzlerce,binlerce yıl önce de yaşasa insan, bugüne kalan ondan ,birkaç kap kacak.bir iki küpe ,kolye,bıçak ..
ok yay belki...ve mezar taşı ...ya da mezardan çıkarılan kemikler dişler...,
yaşam bi bilmece değil aslında..yaşam basit...hangi çağda yaşarsan yaşa çok basit yaşam.
yiyorsun içiyorsun eve yemek götürmek için çalışmak ya da avlanmak zorundasın.evine kap kacak eşya alıyorsun...günler geliiip geçiyor.ve son nefesi sigara tiryakisinin son nefesi keyifle ve bitti diye hüzünle izmarıtın içinden çekişi gibi içine çekip ayrılıyorsun yaşadığın çağdan..
arkandan gelenler hem geçmişte yaşayanları ve yaşananları merak ediyo...orayı kazıyo burayı kazıyo...kocaman bi kral mezarı buluyo. sevinçle açıyo anıt mezar...içindan çıkanlar heeep aynı..birkaç tabak altın takı makı silah ok yay ve kemikler,hala gülümseyen sıralı bembeyaz dişler...geleceği de merak ediyo şimdiki insan...öleceğini biliyo son nefes geldiği gibi...bedenini dondurmayı hayal ediyo gelecek zamanda uyanma sevdasıyla...dondurduğu şimdiki zamanı aslında...merak bu ya..hırs bu ya ...anı yokediyo...
frigya kıralı MİDASın tümülüsünü gezerken bunlar geldi geçti aklımdan.dilime de Candan Erçetinin DÜNYADA ÖLÜMDEN BAŞKASIII YALAAAN....şarkısı takıldı..
neden bu kadr koşuşturma ozaman ?
neden bu mal mulk sevdası.bir ev aldın .oturdun ne güzel dayadın döşedin Gözümüz yok güle güle otur..hadi bi de yazlık...olmadı araba ..atın yerini araba aldı haklısın. olmazsa olmaz...2 sene geçti sıkıldım bu arabanın bi üst modelini alayım dersin.dersin dersin ...yaşadığımız çağ dedirtir..elin biraz para görünce eşinin bile bi üst modelini geçirir şeytan aklından???

Kıral midas olarak yaşamak varmış .eşşek kulaklı meşşek kulaklı...adam kırallar gibi yaşamış..yetmemiş kocaman bi mezar yapılmış.yanıma neler alabilirim demiş öbür tarafa giderken..alıştığı herşeyi götürmek istemiş bazı krallar... kıral mezarlarına tarihin değişik dönemlerınde öldükten sonra da yaşama inanıldığı için atıyla hizmetçısıylle ,eşiyle çocuklarıyla gömülmek isteyenler varolmuş...iyiki şimdi öle düşünmüyor kırallar veyaKRAL GİBİ yaşayanlar...
20 katlı apartmanı olan adam ölüyo diyelım ...eş dost hep komşu birlikte yaşıyorduk ben ölünce vasıyetimi açın...apartmanımda yaşayan herşeyi ve herkesi yanımda görmek istiyorum ..kocaman bi tümülüş yapın içinde kalın ,yanıma gelin ..ben öldüm siz de ölün....burası çok güzel...yaaaa!! m.k ..güzel. töbe töbe....dünyada her bi haltı işle çal çırp, yalan dolan .yerin bellı senin ,ateşte ızgarasın... .beni yak, kendini yak, herşeyi yak... şarkısı geldi aklıma şimdi de...

gözünü toprak doyursun derler ya bu öyle bişi sanırım
karnı açtan zarar gelmez ...iki lokma yer doyar..Allah aç gözlülerden yapmasın bizi,ozaman toprak doyurur ancak gözlerimizi ...ama bu kez de ölen göz göremez ki toprağı bile...
o halde...
nedir bu tümülüsler ?
anıt mezarlar ...
binlerce yıldan bu güne neden gelmişler??
nedir meramı..??
biz neden gideriz oraları görmeye??
karda ,kışta ya da 40 derece sıcak larda?
neyi ararsın orada..soruyorum kendime...?
gittin ne gördün..
doymayan gözlerin kemiklerdeki çukurlarını gördüm ben.
çocuk iskelet de var büyük adam iskeleti de...
bu dünya ,kral da olsan, çocuk da olsan kimseye kalmıyo...
Sultan süleyman'a kalmadı ki...
Sen de kalmıyorsun dünyaya.
peki benim olan ne ?
sadece son nefese kadar aldığım nefes belki?
yaşadığım an belki...
yazdığım şu yazı belki...
evet herkes yaşamıyla tarihe not düşüyo.ölüyo sonra TARİH oluyorsun
iyi bişeyler yapmışsan tarih kitaplarında okutuluyorsun.. kötüysen tarih canına okuyo ozaman

Ben de ölünce midasın mezarı gibi kocaman bi mezar istiyorum daha görkemli olmalı :))
içini herkes çok merak etmeli
girip bakınca şunu görmeli:
ben de sizin gibiydim...ama yokum .
siz farklısınız ve varsınız. koşmalı burdan çıkmalı ve FARK YARATMALISINIZ....
EYY İNSAN ÖNÜNDE SONUNDA ÖLECEKSİN...kendini farket
sen farklısın!
farkında yaşamalısın!
fark yaratmalısın.!
sahipsiz değilsin...
yaşadığın ann senin ...
kıymetini ancak sen verirsin....sen bilirsin....çünkü şu an sadece SENİN...

YAZMALI ANIT MEZARIMIN KAPISINDA BACASINDA MEZAR TAŞIMDA...

VE BUGÜN TARİHLİ BU YAZIM OLMALI...GELEN HERKES OKUMALI.

YAZ KIŞ 14 DEREEC SABİT ISISI OLAN ,BİNLERCE YILLIK ,ARDIÇ AĞAÇLARININ
KOLON VE KİRİŞ OLARAK KULLANILDIĞI KRAL MİDASIN MEZARINDAN ÇIKARKEN

ANI DOĞRULARDA YAŞAMAK DİLEĞİYLE ..